Herşeye Rağmen

16/10/2006 - El Salla Bize Aydede'nin Yanından

 

14 Ekim 2003. Gelmesi gerekiyor ama bir türlü gelmedi. Tam 10 gündür onu bekliyoruz. Doktor ayın 4’ünü muhtemel doğum tarihi olarak belirlemişti ama hala bir belirti yok. Meraklı telefonlardan çok sıkıldım. Arayanlara vazgeçmiş doğurmayacakmış dedirtiyorum. Sanki doğurup doğurmamak benim elimdeymiş ya da bu kadar gecikmesi benim suçummuş gibi...

Gece saatlerinde düzenli aralıklarla hafif sancılar başlıyor. Ben de dahil kimse inanmıyor geleceğine. Ağrılar arttıkça geleceğine ikna oluyoruz. 14 saatlik ciddi bir sabır ve güç sınavından sonra kanlı başını göğsüme koyuyorlar. O an tek istediğim şey biraz dinlenmek ama ne mümkün, besleyip ilgilenmemiz gerek. Artık çok büyük bir sorumluluğumuz var. Herşey onun etrafında dönüyor. Sen her saniye benim yanımdasın. Merak ediyorsun, ilgileniyorsun, baba oldun şaşkınsın.

Hergeçen gün yeni bir şeyle karşılaşıyoruz. Çok yorgunuz ama inanılmaz mutluyuz, bize gülücükler atıyor. İlk adımlarını gördüğümüzde ise iyiden iyiye büyüdüğüne inanıyoruz. İlk kelimeler ağzından döküldüğünde şaşkınız sanki hiç konuşmayacakmış gibi.

Bugün 3 yaşını doldurdu sevgilim. Hayatımda üstesinden gelmem gereken en üzücü günlerden biri, en mutlu günlerinden biri olması gerekirken. Herkes partinin nerde olacğaını soruyor. Kızımızın hastalığını bahane ederek gelecek haftaya ertelediğimizi söylüyorum. Sanki tam doğduğu gün  yaparsam sensizliğimizi daha çok hissedecekmişiz gibi geliyor.

Sensizliğimi anlatmamı istiyorlar. Nasıl anlatayımki sensizliği, sana anlatırım diye biriktirdiğim hikayeleri, hergece yatağın yine sadece benim olan tarafında uyuduğumu, sadece iki kişi için yemek pişirdiğimi, artık gömlek ütülemediğimi, ağır koltukları kendim taşıdığımı, elektronik eşyalarla boğuştuğumu, akşamları birlikte uzandığımız koltukta sadece kendime yer bulamadığımı, arkadaşlarla artık yalnız buluştuğumu, kızımızın her kullandığı yeni sözcüğün senin yokluğunu hatırlattığını, birlikte olduğumuz fotoğrafların hiçbirini, geçmişte bir aile olduğumuzu hatırlattığı için, kaldıramadığımı, akşamları artık 7:30’da kapıyı çalmayışını ve hiçbir zaman da çalmayacak olduğunu nasıl anlatayım ki?

Sevgilim, kızımız çok akıllı bir çocuk oldu. Bazen bana annelik yaptığını düşünüyorum. Herşeyi hatta senin gidişini bile olgunlukla karşıladı. Aydedenin yanında olduğuna, ona el salladığına inanıyor, garip bir şekilde bu hayale ben de inanmaya başladım. Hergece aya bakmadan rahat edemiyorum, gördüğüm zaman içimi huzur kaplıyor.

El salla bize Aydede’nin yanından bugün sevgilim. Derin’le birlikte seni pencerenin önünde bekliyor olacağız.

3 YorumYorum yaz!Bağlantı

17/7/2006 - Dul Kadın, Bekar Anne

Sevgilim gittiğinden beri yeni bir sıfat kazandım "dul". Ama nedense bu kelimeyi ve çağrıştırdıklarını oldum olası sevmem.

Bu güzide sıfatı kazandığımı yaklaşık bir ay kadar önce ismi lazım olmayan bir mağazada mağazanın kartına sahip olmak için gereken bir anket formu doldurmam gerektiğinde farkettim. Görevli kadın onca acelemin arasında yalvaran gözlerle doldurmam için bir form uzattı. Adımı soyadımı soran girizgahtan sonra  "medeni durumunuz" sorusuna geldi. Daha önce bekarlar daha sonra da evliler kümesinde yeraldığımdan bu sorunun bu denli rahatsız edici olduğunu farketmemiştim. Bana uyan şıkkı işaretleyip diğer soruya geçmek iki saniyelik işti. Bekar ya da evli seçeneklerinden birini işaretlemek yarım dakikamı aldı. Üzerinde düşünmek zorunda kaldım. Bekarı mı işaretlemeliydim. Ama sanki bekarlık benim seçimim doğrultusunda kazanılan bir sıfat olmalıydı. Yani ya hiç evlenmemiş ya da boşanmış olmalıydım. "Bekar" seçeneğini işaretlemek içimden gelmedi. "Evli" ise mecburen değildim. O kurumdan isteğim dışında çıkarılmıştım. En sonunda soruyu es geçmeye karar verdim. Alelacele geri kalan soruları da tamamlayıp formu görevliye uzattım. Kadıncağız şöyle bir gözden geçirdikten sonra, sanırım alışveriş alışkanlıklarımda belirleyici bir soru olacağından medeni durumu sorusunu boş bırakmış olduğumu farketti ve bu kez sözlü olarak evli olup olmadığımı sordu. Ben duraklayınca anlamsız gözlerle bakmaya devam etti. Öyle ya biri ya bekardı ya da evliydi bundan basit ne olabilirdi? Birkaç saniye anlamsızca bakıştıktan sonra japon çizgifilmlerindeki gibi gözpınarıma yerleşen gözyaşlarım ışıldarken ağzımdan " dul " kelimesi çıkıverdi.

Eve gelince,  kazanmaktan hiç de memnun olmadığım yeni sıfatım hakkında düşünmeye başladım. Eşinden boşanmış ya da eşini kaybetmiş insanlara verilen ortak ad. Aslında yeterince açıklayıcı olan bu kelimeden neden bu denli nefret ettiğimi merak ediyordum. Cevabı bulmak hiç de zor değildi. Çocukluğum boyunca dul kadınlar hakkında duymuş olduğum önyargılar ve eleştirilerden, Nuri Alço'lu Türk filmlerinden etkilenmiştim. Evet bir kadın dulsa hareketlerine daha fazla dikkat etmek zorundaydı. O artık toplumda temsil edileceği " evli " sıfatından yoksundu.

 

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

17/7/2006 - Bir sabah uyandım, hayatım değişti!

Çok düşündüm o günün sabahına ait daha ayrıntılı şeyler hatırlayım diye. Mesela duş almış mıydı? Hangi takımını giymişti? Acaba çıkarken kızının odasına girip son bir kez bakmış mıydı? Beni uyandırmamak için sessizce  odadan çıkarken “hoşçakal kaçta gelirsin?” diye sorduğumda, saat tam olarak kaçtı? Gözlerimi tamamen açmadan yarı bulanık ona bakıp “fazla geç kalma” dediğimde acaba kaçta evde olmayı planlıyordu? Ne kadar uğraşsam da hiçbirşey hatırlayamıyorum, gözümde sadece bu son sahne var. Bulanık gözlerle turuncu kılıflı yastığımdan ona bakıyorum. Sanırım koyu renk bir takım elbise giymiş bana doğru eğilip bir öpücük konduruyor yanağıma. O an kocaman gözüküyor gözüme. Kalkıp onu yolcu etmiyorum, sarılmıyorum son bir kez. Gözlerimi kapatıp tekrar uyumaya çalışıyorum Bu onu son görüşüm oluyor.

Sesini son duyuşum ise öğle saatlerinde. Cep telefonum çalıyor. Çok neşeli bir sesle uzun zamandır görmediğimiz bir arkadaşımızla Bolu’da öğle yemeğinde olduğundan bahsediyor. Plan yapmışlar, yakında  oraya gidecekmişiz. Belki işten bir iki gün izin alabilirsek kalabilirmişiz bile! “Akşam 6’ya doğru yola çıksam en geç 8 buçuk gibi evde olurum” diyor.

 

 

Herşey ne kadar normalmiş meğer sevdiğimiz birini kaybettiğimiz günde bile. Hayatta en çok korktuğum iki şeyden biri sevdiklerimden birini kaybetmekti. Bu korkuyla yüzleştiğim günün diğerlerinden çok farklı başlayacağını sanırdım hep. Hiç de öyle değilmiş.

 

5 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

Hakkımda

Bir sabah normal sandığım bir güne uyandım, akşamına baktım hayatım değişmiş!

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

con maj
birey